Tüm sorun yazmak için kendimi sıkmakta.

18 Haziran 2019 Salı

Berber Dükkanı

    Gerginim. Başımda baskı hissediyorum. Galiba korkuyorum da. Az önce kahvehanelerin olduğu yerlerden geliyorum. Yol hattı boyunca kahvehaneler ve diğer meslek gruplarının işlettiği satış noktaları var. Saçımı üç numara kestirttim. Berber dükkanı bu işletmelerden birisiydi. Çehov'un Berber Dükkanı adlı öyküsünü okumuştum. Sevmiştim de. Anlayamadığım bir tiksinti de duymuştum. Öyküye benzerlik, saçlarımı üç numara kestirirken yaşandı. Sözgelimi, Berber Dükkanı'nın sahibi, bir kız ile nişanlıydı. Babası da o sabah -varsayılan kayınbaba- berberi ziyarete gelmişti. Çehov'un Berber Dükkanı kir, pasak ve pislikten ibaretti. Buna göre içeride hummalı bir çalışma gayreti vardı. Aynalar, makaslar, küf ve pislik içerisinde yerdeki ahşap zemin delik deşikti. Erişkin bir adamın üç adımda bitirebileceği kadar büyüktü. Bugün gördüğüm berber dükkanı ise bahsi geçen Berber Dükkanına benzerlik gösteriyordu. İki adet çekyatın oturma bölümleri içine göçüktü. Yerde ne ararsan bulunacak şekilde nesneler vardı. Eskimiş kesim sandalyesi, bir gövde büyüklüğündeki aynanın karşısında, o da ortalama boyu olan bir insanın bir tam bacak boyundaki açık kahverengindeki masanın üzerinde duvara yaslanmış biçimde durmaktaydı. Bu masanın çekmeceleri bulunuyordu. Her iki yanında da birer taneydi. Sol çekmece açıldığında traş makinesine ait, ucuna yerleştirilen ve kesim numaralarını belirten aparatlar, yarım dirseği geçmeyen havlular ve bir adet eskimiş, at kılından yapılma, traş sonrası saçı temizlemek için kullanılan fırça vardı. Bu fırça o denli çok kullanılmış ki kılları başlangıçtaki halinin yüzde yirmisine inmişti. Sağ çekmecenin gizlediği nesneler ise bozuk paralar ve kesme şekerleriydi.
    Dükkanda birbirleriyle sohbet eden farklı yaşlardaki üç adamın olduğunu gördüm. Aralarında konuştukları belediye çalışanı 'Kaptan' lakaplı adamın derdiydi. Bu adam; bir seksen boylarında, başının üstü kelleşmiş, iri yapılı, kilolu, gözlüklüydü. Gülmeye alışık olduğunu, yüzündeki bir insanın gülünce belirginleşen çizgilerin kalınlığı ve çizgilerin sıklığından anlayabilirsiniz. Çünkü, düzgün veya sinirli olanın alnı, kaşları ve burnunun üzerinde çizgiler belirir. Kaptan'ın dişleri koyu sarıydı. Burnunun birkaç santim aşağısında gözlüğü duyuyordu. Semirmiş bufalonun ense kalınlığına benzer boyun kalınlığı vardı. Böylesi bir enseyi kim görüp de şaplak atmak istemezdi. Bu adamı, ensesinden tutarak birileri muhakkak kendisine doğru çekmiştir. Çünkü; eğer ki bu yapılmamışsa, toplum içi gizli erkek hiyerarşisini belirleyen statüko eksik kalmış demektir. Bu davranış öyle bir boyuta erişmiştir ki müsabakalara dahi konu olmuştur. Taraflar, birbirlerinin enselerinden çekerek rakiplerinin sırtını yere değirmeye çalışır. Dolayısıyla müsabakası da olan bu davranış toplum arasında gizli erkek üstünlük hiyerarşisini belirlemek için kullanılır. Açık erkek hiyerarşisi de bireylerin doğum yıllarına bakılarak belirlenmektedir.Buna göre saygı ve sevgi kavramları ortaya çıkmaktadır. Eğer ki yaşça küçük olan büyük olanın hoşuna gitmeyecek bir davranışta bulunduysa saygısızlık etmiş olur. Eğer ki yaşça büyük olanın kuvveti küçük olanın üzerinde yeterli etkiyi bırakacak seviyedeyse küçük olan hırpalanır, büyük olan hıncını alana değin tartaklanır. Eğer ki kuvvet üstünlüğü bulunmuyor, küçük olan daha güçlü geliyorsa, bu sefer yaşça büyük olanca kötülenmeye, mümkünse toplumun dışına itilmeye çabalanır. İş bu boyutta ise elbette içine farklı ağızların da dahil olacağına tanık olabilirsiniz.
   Velhasıl, Kaptan gittikten sonra kalan iki adam gittikleri caminin cemaatinin saf düzeni hakkında fikir alışverişinde bulundular. Biri, söz konusu caminin Demirbaşlarından sayılan HAFIZ Kadir HOCA'nın (ünvanları büyük yazmam icap etti), imamın arkasında namaz kılma şerefine nail olmasını eleştiriyordu. Burada okuyucuya ufak bir açıklama yapmam gerekecek: En başta imam olmak üzere, peşi sıra dizilen müminlerin, imama yakın olmaları bakımından sevaplarının artacağına ve/veya azalacağına inanılır. Yani imamın hemen arkasındaki saf, diyelim ki on sevap yükü baloncuk kazanırken, onların arkasındaki saf sekiz sevap yükü baloncuk, onların arkasındakiler altı şeklinde... Tabi sayısal olarak böyle açıklanmamıştır. Bunu ben anlayış kolaylığı açısından bu kalıba soktum. Durum buysa en ön safta yer tutmak için kıyasıya bir yarış söz konusu olacaktır. Anlatımında bulunduğum öykü de bunu teyit etmektedir.
   Buna göre cemaat tasavvuru; mesleği imamlık, müezzinlik, hafızlık ve benzeri din hakkında vazifesi bulunmuş, aktif din sorumluluklarını yalnızca kendisi ile sınırlamış olanların -örneğin imamlıktan emekli olmuş kişi- imamın hemen arkasında saf tutmaları istenir. Şunu hatırlatmakta fayda var; cemaat ile kılınacak namazlarda, farz olan rekatlar imamın önderliğinde kılınmalıdır. Saflarsa sağdan sola veya soldan sağa olacak şekilde değil, tam ortadan kenarlara doğru dizilmeye başlar. İmamın arkasındaki makamın önemi, imam eğer ki okurken yanılır, surelerin sıralarını karıştırır veya eksik ya da fazla rekat kıldırırsa, bilirkişi konumunda bulunan şahıs 'Sübhanallah' diyerek onu uyarmakla, hatasını düzeltmekle yükümlüdür. Dolayısıyla bu makam haricinde, safların diğer bölümleri için, sıradan -yukarıdaki meslek gruplarına dahil olmamış- müminlerce rekabet vardır. Bu rekabet, yaşlı olanlar arasında sıkça görülür. Bunun sebebi yaşlıların ölüme gençlerden daha yakın olmaları durumudur. Çünkü tanrının huzuruna çıktıklarında aldıkları sevap cennete gitmelerini sağlayacaktır. Gençlerin ne de olsa sevap kazanmak için vakitleri vardır. Bu itibarla cami cemaatinin üyeleri ziyadesiyle yaşlılardan oluşmaktadır. Dolayısıyla gençler, rekabetin parçası sayılmazlar. Rekabet zaman zaman cemaati kızıştırır, üyeler arası küskünlüklere yol açar. Yukarıdaki demirbaş Hafız Kadir Hoca gibi dükkandaki adamla, imam arkası makam için giriştikleri mücadele gibi. Adamın adı İbrahim. Bir bacağı diğerine göre düzgün çalışmıyordu. Kızıl tenli orta boylu, kar beyaz saçları ve göz çukurları içine göçüktü. Konuşurken ağzı, dişlerini meydana çıkarır, dilin ağız içerisinde oynayışını gözlere sunardı. Bu adam girdiği mücadelede haklı olduğunu, orada herhangi bir takva sahibi müminin de bulunabileceğini, çok arzu ediyorsa Hafız Kadir Hoca'nın  namaza daha erken gelmesini söylüyordu. ( Burada Kadir'in namaza geç gelmesiyle çıkardığı karmaşadan bahsetmekte fayda var. İmamın arkasındaki yere o namaz için İbrahim geçmiş, kametin bitmesine yakın gelmiş olan Kadir, safların arasından geçerek o makama varmış ve İbrahimi yana kaydırmıştır. Birkaç kişinin itirazı imamın 'Allahuekber' komutu ile susturulmuş ve namaza başlanmıştır. Ancak bu itirazları işitmiş olan Kadir namaz sonrası cemaati, müezzine şikayet etmiştir.) Berber bu konuda onu haklı bulduğunu, Hafız Kadir Hocanın müezzine yapmış olduğu şikayetin yanlış olduğunu söyleyerek adamı tellendiriyor, sesinin yüksek çıkmasını sağlıyordu. Cesaret bulan adam, içinde gizlediği neyi varsa dile getirmekte karar bulmuş gibi, evvelki büyük harfle yazılmış ünvanlardan önce Hoca kısmını ele aldı, dedi ki; Bu adamın hocalığı zamanında para mı etti? Söz gelimi 1975 yılının yaz mevsiminde köydeki camilerin birinde imam olan Hafız Kadir, her ne hikmetse -köyde istenmediğini ima ederek- uzaktaki, nüfusu daha az köylerden birine gönderilmişti. İbrahim 'Bunun hocalığı köyde tutmadı, madem ki böyledir, nasıl olur da Demirbaş ünvanına tutunmaya , buna dayanarak ahkam kesmeye kalkışır' diyordu. Durumun onu öfkelendirdiği açıktı. Berberin onaylayan baş sallamalarının ardından Hafız Kadir'in Hocalık ünvanı düşmüştü. Bu iki kişilik meclisin verdiği karar bu olmuştu. Sonrasında İbrahim Hafızlık ünvanına saldırıya girişti. Alman Halil diye bilinen adam, Hafız Kadir ile aynı rahlenin karşısında Kur'an ezberlemeye çalışmış, Kadir'in Hafızlığının yeterli olmadığını, kendisi gibi çalışkanlık gösterdiğini bununla övünmesinin yersiz olduğunu, İbrahim'e vakti zamanında söylemişmiş. Buna dayanan İbrahim yeminler ederek, şartlar koşarak, kendisi Kur'anı nasıl biliyorsa, Kadir'in bundan üstün olmadığını söyleyivermişti. Bu savın ardından endişe ile bir müddet beklediğini gördüm. Maviye çalan gözlerinde ufalanmış benliğinden kalan kızgın demir topuzu sakladığı açıktı. Az zaman sonra berber, 'demek öyle ha' diyerek inanırmışçasına konuştuğu  için Kadir'in Hafızlık ünvanı da düşmüş oldu. Geriye bir tek Demirbaşlık kalmıştı. Bunun için formül, Kadir'in hatasından çıkmıştı. Sözgelimi dört rekatlık namazı o güne mahsus, müezzin kıldırmaktaydı. Müezzin dalgınlığından olacak ki, dört yerine üçüncü rekatta namazı bitirince , İbrahim ikaz ederek dört değil üç olduğunu söylemiş. Bunun üzerine müezzin arkasını dönerek, Kadir'e , 'Sübhanallah' diyerek onu niçin uyarmadığını sormuş. Kadir cevap veremeyince namaz yeniden kılınmış. İbrahim'in bu girişiminden dolayı ( İbrahim'e göre) Kadir kin beslemeye başlamış ve cemaatin arasındaki Demirbaşlığı da sarsıntı geçirmiş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder